Süleyman Keser
20 Nisan 2010
İŞ ADAMLARIMIZ VE MİLLİYETÇİLİK
İlimizde, onlarca büyük işveren bulunmakta.. Bunların bir kısmı benlik duygusunu aşmış. Bir kısmide "Rabbena hep bana" düsturu gereği, hep kendilerini düşünmekte, hep kendilerine, menfaatlerine göre hareket etmekteler. Başkaları, bunların anlayışına göre yok sayılmaktatır. Daha doğrusu canları öyle istemektedir.
Bazıları o kadar ileri gidiyorlar ki; Hal ve hareketlerine bakıp: "Bunların öbür dünyaya gitmeye hiç niyetleri yok! Herhalde buraya yani şu fani dünyaya kazık çakacaklar. Pek ölmeye niyetleri yok, galiba!" diye saçma sapan düşünceler akla geliyor.
Bunların muhatabı kendi ayarlarındakiler veya daha üstekiler olmalı. Fakir fukara ayrı bir kategoride değerlendirilir. Çapları (Paraları) kadar veya ne kadar ağaların işlerine, menfaatlerine geliyorlarsa; O kadar değerlidirler. Fazlası asla olamaz!
Gelin size olmuş, gerçek, yaşanmış bir olayı anlatayım:
İlimizde, hatırı sayılır bir işadamımızın kapısını; İşadamı olmaya namzet bir genç girişimci kardeşimiz çalar.
"Ağam, senin yolunda yürümek isterim. Elindeki malları satıp para kazanmak, amacındayım." Der.
Bir sürü fabrikaları, ocakları, makine satış reyonları olan zenginimiz: Bir karşısında dimdik duran genç kardeşimize durumuna bakar, birde kendilerindeki variyete mal varlığına bakar.
Sonrada, kendi kendine düşünmeye başlar:" Ben bu gence elimizdeki istediği malları verirsem; Bu çocuk bu mallardan çok para kazanır, birde kısa zamanda zengin olursa, o zaman ne olur?" diye düşünmeye başlar.
"Ne olacağı mı var?! Durduk yerde karşımıza çıkar! Bizim ekmeğimize mani olur. Hem bu işi yapacak birisi varsa; Bizim de çocuklarımız var! Benim iki tane aslan gibi oğlum ne güne duruyor? Ayrıca kardeşlerimin ve amca çocuklarımın da bir sürü çocukları var. Onlar var iken, buda kim oluyor? En iyisi mi bu veledi, baştan savalım gitsin! Hatta birazda hırpalayalım ki; Bir daha bu işleri yapmaya cesaret edemesin..." düşünceler içinde, gence dönüp:
"Sana mal vermiyorum. Git başımdan!" der.
Ama bu çocuk, ağaların şımarık yavruları gibi hemen pes edecek birine benzemiyor ki. İnatçımı inatçı! Tuttuğunu koparan, cinsinden…
"Müşterim yanımda. "Evet" demenizle, hemen kap oranı alacaksın. Mal teslimindede kalan paranızı vereceğim" der.
Ağa öfkelenir. Konumu gereği fazla ağzını da bozamaz. Suratını asıp, gencin gözlerine çok sert bakarak:
" Size mal vermeyeceğim. Başkası gelse idi, verebilirdim! Ama sana mal yok! Anladın mı?" Deyiverir.
Girişimci gencimiz, müşterisinin elinden tutar; Başka bir kapıya başka başka kapılara gider. Nihayetinde, malı verecek birini bulur. İşini görür…
Aslında, butür işadamlarımızın yaptıkları şeyler, çok yanlış!. Geleceğimiz için: Gençlerimize ön ayak olmalılardı. Yardım etmek icap ederdi. Yani onlara yol göstermeleri gerekirdi.
Ülkemiz, halkımız ancak bu şekilde kalkınabilir! Vatanını , milletini düşünen: Hırsıyla, kıskançlığıyla değil de; Aklıyla, mantığıyla ve vicdanıyla hareket ederek, üzerine düşeni yapmış olur…
Bu yazı 429 defa okundu.
yorum ekle